Viyana | Yeme - Içme Derlemesi

Bu yazıyı yazmayı ne kadar çok erteledim, bilemiyorum. Viyana'dan döneli neredeyse 2 ay oldu. Yeni yazılar girmeyeli de çok uzun süre olmuş. Motivasyonumu kaybetmiş olmanın yanı sıra; bloğum patlamıştı. Onu bir düzene sokmak zamanımızı aldı. Ayrıca yazmakla alakalı şöyle bir durumum var; başlayana kadar oturamıyorum başına; ama başladıktan sonra da bırakamıyorum. Yine bir pazar akşamı -motivasyonu hep Pazar akşamlarında buluyorum nasıl oluyorsa- oturdum başına ve şimdiden iyi hissettiriyor.
Viyana'ya kardeşimle kısa bir gezi yaptık ve aslında iş için gittik. Yani yeme - içme dünyasının, şarküteri ürünlerinin nabzını tutmak gibi. Güzel yemekler yedik dolayısıyla. Ben de bunları gidecek olanlar veya okumaktan keyif alanlar için paylaşayım istedim. 

Viyana'da kültürel gezi adına söylenecek çok fazla şey var aslında. Sarayları ve müzeleri mutlaka gezilmesi gereken ve sonsuz sayıda olan tarihi bir Avrupa şehri. Bizim şansımıza hava da genel olarak yukarıdaki fotoğraftaki gibi olduğundan keyifle herbirini gezdik. Hatta bunun detaylı hikayesini -ve tabii yediklerimizin videosunu- Youtube kanalımdaki vlog'tan izleyebilirsiniz; ama ben bu yazıda saray ve müze anlatmaktansa direkt sadede gelmeyi seçiyor ve şinitzellere, kahvelere dalıyorum.

İlk olarak Naschmarkt'tan başlamak istedim. Çünkü rotamızda da öyle yapmıştık. Burası klasik bir pazar yeri aslında, hatta Türklerin domine ettiğini söyleyebilirim. Bir Türk pazarı kadar canlı ve hareketli değil; ama biz hafta içi erken saatte gittiğimiz için de olabilir. Farklı farklı bir sürü dükkanın yanında şarküteriler, balıkçılar ve restoranlar da yer alıyor. Daha önce de methini duyduğumuz Urbanek'e gittik Efe'yle biz. Saat sabah 11 civarı falandı. Pazarda neredeyse bizden başka kimse yoktu. Yukarıdaki fotoğraf Urbanek'te çektiğim bir fotoğraf ve dükkan neredeyse bu kadar. Bütün bu detaylara rağmen içeride 8 kişi vardı üst üste. Kapıdaki 2 masada bizle birlikte doldu. Burası bir şarküteri. Özellikle rozbifi ve dükkanın sahibi ile ünlü. İnanılmaz muhabbet bir adam, Türk'leri çok seviyor ve size tabağınızı hazırlarken uzun uzun muhabbet ediyor. "Bana bırakıyor musun?" gibi bir muhabbet oldu bizde. Biz de bıraktık ve efsane şarküteri ürünleri, alp sütünden yapıldığını söylediği peynir ve köpüklü şarap içtik. Özellikle rozbifi inanılmaz güzeldi. Kendi üretimiymiş, onu da anlatıyor baya baya. Yediklerimizin çok güzel olmasının ve uzun uzun muhabbet etmemizin yanı sıra mekan çok mutlu bir yer. Gelen herkes belli ki müdavim ve insanlar çok mutlu. Üst üste gitmek isteyeceğimiz yerlerden biriydi; ama oldukça fiyatlı olduğunu da ekleyeyim. Viyana'da genel olarak ortalama Avrupa fiyatları öderken burada 2 dilim ekmek, yaklaşık 12 ince dilim rozbif & proşutto gibi şarküteri ürünü ve 2 kadeh şaraba 48 euro verdik örneğin. Dünyanın en fazla kazanan şarküterilerinden biri gibi bir söylem duyduk oradaki bir Türk'ten ama şehir efsanesi mi, bilemiyoruz.

Figlmüller'a gitmeyeni dövüyorlar zaten, yazsam mı emin olamadım bile. Bu fotoğraftaki ilk açılan restoranıymış. Biz buna gittik, daha otantik bir atmosferi var. Burası kafamın 5 katı kadar şinitzel ve patates salatasıyla ünlü. Önceden rezervasyon yaptırmak gerek diyorlar, emin değilim aslına bakarsanız; ama ne olur ne olmaz diye biz yaptırdık siteleri üzerinden. Biz hem domuz hem de tavuk şinitzel söyledik paylaşarak yemek adına; ama tavuk gerçekten gereksiz bir seçimmiş. Klasik şinitzelleri çok daha lezzetli. Genel olarak çook mu farklı, hayır; ama sanki bir şekilde yediğiniz en güzel şinitzel oluyor. Sanırım sırrı inanılmaz çıtır ama aynı zamanda sulu olmasında. Bir de yanına gelen patates salatası ve üzüm şıramsı efsanevi içecekte. Sonuç olarak mutlaka gidiliyor işte gidince. Ben bir daha gider miydim? Evet.


1516 Brewing Company'ye geldi sıra. Daha önce not almadığım; ama akşam otele gitmeden önce "Bi' bira içelim yeaaa" derken Foursquare'den yakınlarımızda diye bulduğumuz bir mekan. Adından da anlaşılacağı üzere burası spor konseptli bir bar ve kendi biralarını yapıyorlar. İçerisi inanılmaz kalabalıktı ve kötü haber; içeride sigara içildiği için eve dönerken küllük olduk. Ama özellikle patates kızartmaları efsaneydi. Tatlı patates gibi. Biralar da çok kraldı ama 5 yıldızı bize inanılmaz sempatik davranıp yönlendiren tatlı garsona veriyorum. Sayesinde çok güzel bir akşam geçirmiş olduk. 

Bitzinger! Allahım, şu an yazarken ellerin titriyor! Burası seyahatimizin kesinlikle en leziz noktasıydı. Opera binasının tam karşısındaki bir büfeden bu kadar efsane lezzetler çıkacağını tahmin etmemiştim. Ben her zaman sokak yemeklerini ve sokak satıcılarını tercih ederim aslında zaten; ama burası bir başka güzeldi. Lezzete başlamadan önce bir kere inanılmaz ekonomikti. Yiyebileceğiniz neredeyse her çeşit sosis var. Dilediğiniz gibi servis ediliyor; ister tabakta, ister hotdog olarak, ister eski usül patates salatasıyla. Alkol desen, ne ararsan var. Hele ki alman turşuları mükemmeldi. Biz iki sefer gittik, özellikle peynirli sosisi tavsiye ediyorum kesinlikle. Ya of çok güzeldi ya, kokusu burnumda, tadı damağımda. Öyle bi' şey...

Gelelim klasik cafe'lere... Şehrin muhtelif köşelerine yayılmış herkesin bilip uğradığı, yukarıdaki resimdeki gibi içleri klasik tarzda döşenmiş, garsonların smokin giydiği, içeride klasik müzik çalan 19. yüzyıldan kalan cafeler bunlar. Biz de hepsine gitmesek de birkaçını ziyaret ettik elbette. Yukarıdaki ilk iki fotoğrafı ilk gittiğimiz Cafe Central'de çektim. Burası mekan olarak oldukça tatlı bir yerdi. Çok geniş olmasına rağmen sıra bekledik. (Bu cafelerin hemen hepsinde oturmak için bekledik, kuyruk oluyor) İçeride klasik müzik çalıyordu, içtiğimiz kahve çok güzeldi. 


Ve aralarında en ünlüsü, Sachertorte'ye de ismini vermiş Sacher Cafe. Burada inanılmaz bir servis ve güleryüz ile karşılandık. Yukarıdaki fotoğraflar Sacher Cafe'den. Ben yediğimiz şeyleri çok beğendim, hayatımda hiç yemediğim şeyler değil elbette; ama isminin hakkını veriyordu. Bir de iç mekanı en güzel olan cafe burası bana göre. Sisi bile gelmiş yani daha ne olsun, elbette gideceğiz. 

Bu iki cafe haricinde bir Mozart Cafe ve Demel'e gittik. Yukarıda, vanillastrudel gibi bir ismi olan tatlıyı ve Wien Melange'i görüyorsunuz. Yine ikisi de güzeldi, denenebilirdi. Dediğim gibi, çok da olayı yok; ama her şey her yerde standartın üzerinde. Yani Türkiye'ye göre. Özellikle böyle yerlere göre fiyatlar çok uygun. Mesela 2 kahve ve bir tatlıya ortalama 15 euro gibi bir bedel biçiyorlar. Bir pasta 4,5 euro gibi. Daha geçtiğimiz hafta Beyaz Fırın'dan 15 liraya aldığım sütlaç düşünülürse bedava neredeyse. Zaten maalesef bizim ülkemizde her şey ateş pahası, orada daha az para harcadım diyeceğim neredeyse. :(
Bu bölümü geçmeden o Demel olacak ukala cafe'ye de birkaç çift sözüm var elbette. Asla gitmenizi tavsiye etmiyorum öncelikle. Çünkü zaten içerisi kaos ortamı. Katlı olduğu için ambiyansı bölünmüş ve inanılmaz kabalar. Çok ukala bir garson bizimle ilgilendi. Servis çok yavaştı. Aşağıda gördüğünüz tatlıları yukarıda oturursanız sipariş edemiyorsunuz; ama aşağıda oturacak yer olmuyor falan. Böyle saçma bir şey yaşadık orada biz de.
Bu klasik cafeler haricinde bir de modern cafe'ye gidelim dedik ve Kaffemik'ten yana kullandık tercihimizi. Valla bana sorarsanız kahvesi güzeldi ama atmosfer olarak Karaköy'deki herhangi bir third wave kahveciden hiçbir farkı yok. İstanbul'dan gidiyorsanız çok da şart değil gibi. 


Bunların haricinde bir de Manner'den bahsetmek isterim, Stephanplatz'da dükkanı olan, tüm Viyana'da rastlayabileceğiniz  gofretçi. Hindistan cevizli olanından keşke daha fazla getirip stoklasaymışım. Giden olursa bana da bi paket...
Ve bir de Singerstraße'nin sonundaki devasa Julius Meinl mağazası... Kendimizi kaybettik içeride. Ben böyle department market'lar gezmeyi çok sevdiğim için mi, içerisi aşırı renkli ve aynı zamanda tarihi dokusu olan bir yer olduğu için mi bilmiyorum ama hafızamda en çok kalan yerlerden biri. Aşağıdaki şarap mahzenine vurulduk Efe'yle. Giderseniz birer kadeh de bizim için...
Gidemediğimiz; ama gezdiğimiz Palmenhaus da sırf manzarası ve atmosferi için gidilecek yerlerden. Bir daha gitsek gideceğimiz için bizim listemizde.
Genel olarak da Viyana'yı da çok sevdik. Bir daha yazın gitmek isterim birkaç günlüğüne. Ucuz bilet takipçilerine duyrulur!
xo


SaveSave

No comments :

Post a Comment